Sürekli Kötü Bir Şey Olacakmış Gibi Hissetmek: Neden Böyle Hissediyorum?
- Psikolog Özge Yeşilova
- 22 Haz
- 5 dakikada okunur

Her şey yolunda giderken bile içinizde açıklayamadığınız bir huzursuzluk oluyor mu?
Telefonunuz çaldığında kötü bir haber alacağınızı düşünüyor, sevdiğiniz biri geç cevap verdiğinde başına bir şey geldiğini hayal ediyor ya da keyifli bir an yaşarken bile “Birazdan kesin kötü bir şey olacak.” hissiyle rahatlayamıyor musunuz?
Belki de uzun zamandır gerçek bir tehlike olmamasına rağmen zihniniz sürekli olası senaryolar üretmeye devam ediyor. Bu nedenle hiçbir şey olmamış olsa bile kendinizi tetikte, gergin veya huzursuz hissedebiliyorsunuz.
Sürekli kötü bir şey olacakmış gibi hissetmek birçok kişinin yaşadığı ancak ifade etmekte zorlandığı bir deneyimdir. Çoğu kişi bunun nedenini açıklayamaz; yalnızca içinde geçmeyen bir “kötü bir his” olduğunu söyler.
Bu durum yalnızca kaygılı bir karaktere sahip olmakla ilgili değildir. Bazen kişinin yaşam deneyimleri, geliştirdiği düşünce kalıpları ve sinir sisteminin çalışma biçimiyle ilişkili olabilir.
Peki, sürekli kötü bir şey olacakmış gibi hissetmek neden ortaya çıkar ve bu durum yaşamımızı nasıl etkileyebilir?
Sürekli Kötü Bir Şey Olacakmış Gibi Hissetmek Ne Anlama Gelir?
Sürekli kötü bir şey olacakmış gibi hissetmek, kişinin ortada gerçek bir tehlike olmasa bile zihninin olası riskleri ve olumsuz senaryoları sürekli değerlendirmesiyle ilişkilidir.
Bu nedenle kişi çoğu zaman kendisini tam olarak rahatlamış hissedemez. Her şey yolunda giderken bile zihni "Ya olursa?" sorusunu sormaya devam edebilir.
Bazı kişiler bunu şu düşüncelerle deneyimler:
"İçimde kötü bir his var."
"Kesin bir aksilik çıkacak."
"Her şey fazla iyi gidiyor."
"Birazdan kötü bir haber alacağım."
"Hazırlıklı olursam daha az üzülürüm."
İlk bakışta bu düşünceler kişiyi koruyormuş gibi görünse de zamanla kişinin sürekli tetikte hissetmesine ve bulunduğu anın içinde kalmakta zorlanmasına neden olabilir.
Danışanlarda Nasıl Görülür?
Klinik görüşmelerde dikkatimi çeken noktalardan biri, kişilerin çoğunun yaşanmış olaylardan çok, henüz gerçekleşmemiş ihtimaller nedeniyle yorulmuş olmasıdır.
Örneğin bir danışan, çocuğu okuldan birkaç dakika geç çıktığında zihninin hemen kötü bir senaryo üretmeye başladığını anlatabilir. Bir başkası, patronu "Müsait olunca konuşalım." dediğinde işten çıkarılacağını düşünebilir. Bir başkası, partneri normalden biraz geç cevap verdiğinde aklına hemen olumsuz ihtimaller gelmeye başladığını anlatabilir.
Dikkatimi çeken bir başka nokta ise, kaygının konusunun zaman içinde değişebilmesidir. Bir dönem sağlıkla ilgili yoğun endişeler yaşayan kişi, bu kaygıları azaldığında bu kez ilişkisiyle, işiyle ya da ailesiyle ilgili benzer düşünceler yaşamaya başlayabilir. Değişen çoğu zaman kaygının konusu değil, zihnin sürekli tehdit arama eğilimidir.
Ortak nokta şudur: Gerçek bir tehlike henüz yoktur. Ancak zihin sanki olmuş gibi alarm vermeye başlar. Pek çok kişi bunun mantıklı olmadığını bildiğini söyler. Buna rağmen düşüncelerini durduramadığını ifade eder.
"Saçma olduğunu biliyorum ama zihnimi susturamıyorum."
Bu cümle, klinik görüşmelerde sık duyduğum ifadelerden biridir.
Neden Oluşur?
Sürekli kötü bir şey olacakmış gibi hissetmenin tek bir nedeni yoktur.
Bazı kişiler biyolojik olarak kaygıya daha yatkın olabilirken, bazı kişiler yaşadıkları deneyimler nedeniyle dünyayı daha riskli ve öngörülemez bir yer olarak algılamayı öğrenmiş olabilir.
Klinik görüşmelerde dikkatimi çeken noktalardan biri ise kaygının çoğu zaman belirli bir konuya bağlı kalmamasıdır.
Örneğin bir dönem sağlıkla ilgili yoğun kaygılar yaşayan kişi, bu kaygılar azaldığında bu kez ilişkisiyle, işiyle ya da ailesiyle ilgili endişelenmeye başlayabilir. Bir sorun çözüldüğünde zihnin başka bir konuya yönelmesi sık karşılaşılan bir durumdur.
Değişen çoğu zaman kaygının konusu değil, zihnin sürekli olası tehditleri tarama eğilimidir.
Bunun önemli nedenlerinden biri de belirsizliğe tahammül etmekte zorlanmaktır. Kaygılı zihin belirsizliği, nötr bir durumdan çok potansiyel bir risk olarak değerlendirmeye eğilimlidir. Bu nedenle kişi her şey yolunda giderken bile rahatlamakta zorlanabilir ve kendisini sürekli tetikte hissedebilir.
Geçmiş Yaşantılarla İlişkili Olabilir Mi?
Her zaman çocukluk deneyimleriyle ilişkili değildir. Ancak bazı yaşantılar kişinin güven duygusunu ve dünyayı algılama biçimini etkileyebilir.
Örneğin;
Ev içinde sık çatışma yaşanması,
Beklenmedik olayların sık yaşanması,
Sürekli eleştirilmek,
Küçük yaşta fazla sorumluluk almak,
Güven duygusunun sık sık sarsılması,
Hastalık, kayıp veya travmatik deneyimler yaşamak,
kişinin sinir sisteminin uzun süre alarm halinde çalışmasına neden olabilir.
Bu yaşantılar tek başına herkeste kaygı bozukluğuna neden olmaz. Ancak bazı kişilerde beynin olası tehlikelere karşı daha hassas çalışmasına katkıda bulunabilir.
Bazı kişiler ise büyük travmalar yaşamamış olsalar bile çocukluklarında sık sık "Dikkat et.", "Ya başına bir şey gelirse?" veya "Aman risk alma." gibi mesajlarla büyümüş olabilirler. Böyle bir ortamda kişi, farkında olmadan dünyanın her an hazırlıklı olunması gereken bir yer olduğuna inanabilir.
Zamanla bu bakış açısı yetişkinlikte de devam edebilir. Ortada gerçek bir tehlike olmasa bile kişi kendisini sürekli olası risklere karşı hazır tutmaya çalışabilir. Çünkü zihni uzun yıllardır güvenliği, rahatlamakta değil; kontrol etmekte ve olası tehlikeleri önceden fark etmekte arıyor olabilir.
Günlük Hayatta Nasıl Görünebilir?
Sürekli kötü bir şey olacakmış gibi hissetmek yalnızca düşüncelerle sınırlı kalmaz. Günlük yaşamda birçok davranışa ve alışkanlığa da yansıyabilir.
Örneğin;
Telefon çaldığında içinizin sıkışması,
Yakınınız "Müsait olunca konuşalım." dediğinde kötü bir haber beklemek,
Çocuğunuz okuldan birkaç dakika geç çıktığında zihninizin hemen en kötü ihtimali düşünmesi,
Küçük bir bedensel belirtiyi ciddi bir hastalık olarak yorumlamak,
Güzel geçen bir günün ardından "Kesin birazdan bir aksilik çıkacak." diye düşünmek,
Sürekli haberleri, mesajları veya telefonu kontrol etme ihtiyacı hissetmek,
bu örüntünün günlük yaşamdaki yansımalarından bazıları olabilir.
Klinik görüşmelerde dikkatimi çeken noktalardan biri, birçok kişinin yalnızca kaygıdan değil, gün boyunca zihnini sakinleştirmeye çalışmaktan da yorulmuş olmasıdır.
Kişi zihnini rahatlatabilmek için sürekli düşünmeye, araştırmaya, internetten bilgi aramaya, çevresindekilerden güvence almaya veya tekrar tekrar kontrol etmeye yönelebilir. Ancak bu davranışlar kısa süreli rahatlama sağlasa da uzun vadede kaygının devam etmesine neden olabilir.
Bu döngü hakkında daha fazla bilgi almak isterseniz Overthinking (Sürekli Düşünmek) Nedir? ve Her Şeyi Kontrol Etme İhtiyacı Nedir? başlıklı yazılarımı da inceleyebilirsiniz.
İlişkileri Nasıl Etkileyebilir?
Sürekli kötü bir şey olacakmış gibi hissetmek, kişinin ilişkilerinde de kendini güvende hissetmesini zorlaştırabilir.
Örneğin partnerinden uzun süre haber alamadığında zihni hemen olumsuz senaryolar üretmeye başlayabilir. Yakınlarının başına kötü bir şey geleceği düşüncesiyle onları sık sık arayabilir veya sürekli iyi olduklarından emin olma ihtiyacı hissedebilir.
Bazı kişiler ise ilişkilerinde sık sık güvence arama eğiliminde olabilir. "Bana kızgın mısın?", "İyi miyiz?", "Beni hâlâ seviyor musun?" gibi soruların altında çoğu zaman kontrol etme isteğinden çok, güvende hissetme ihtiyacı bulunur.
Bu örüntü bazı kişilerde Kaygılı Bağlanma Nedir?, Terk Edilme Korkusu Neden Oluşur? ve Sürekli Onay Arama İhtiyacı Nedir? başlıklı yazılarda ele aldığım ilişki dinamikleriyle bağlantılı olabilir.
Neler Yapılabilir?
Zihninizin ürettiği her olumsuz senaryonun gerçekleşeceği anlamına gelmediğini kendinize hatırlatmaya çalışın.
Kendinize "Şu anda elimde bunu doğrulayan gerçek bir kanıt var mı?" diye sorun.
Kaygıyı azaltmak için yaptığınız kontrol ve güvence arama davranışlarını fark etmeye çalışın.
Belirsizliği tamamen ortadan kaldırmaya çalışmak yerine onunla kalabilmeyi küçük adımlarla deneyin.
Rahatlamak için yaptığınız davranışların kısa vadede sizi sakinleştirirken uzun vadede kaygıyı sürdürüp sürdürmediğini gözlemleyin.
Amaç zihni tamamen susturmak değildir. Amaç, zihninizin ürettiği her düşünceye veya her olumsuz senaryoya inanmak zorunda olmadığınızı fark etmeye başlamaktır.
Terapi Bu Konuda Nasıl Yardımcı Olabilir?
Terapi sürecinde yalnızca kaygının belirtileri değil, bu kaygıyı sürdüren düşünce kalıpları, güvence arama davranışları ve ilişki örüntüleri de ele alınabilir.
Birçok kişi terapi sürecinde aslında yıllardır güvende olmaya değil, olası tehlikelere sürekli hazırlıklı olmaya çalıştığını fark eder.
Zamanla kişi felaket senaryolarıyla farklı bir ilişki kurmayı, belirsizliğe daha fazla tahammül edebilmeyi ve yaşamını yalnızca olası riskler üzerinden değerlendirmemeyi öğrenebilir.
Amaç, kaygıyı tamamen ortadan kaldırmak değil; kişinin zihninin ürettiği her olumsuz senaryoya inanmak zorunda olmadığını fark etmesine ve belirsizlik karşısında daha esnek baş edebilmesine yardımcı olmaktır.
Sonuç
Ara sıra kötü bir şey olacakmış gibi hissetmek herkesin yaşayabileceği insani bir deneyimdir.
Ancak sürekli kötü bir şey olacakmış gibi hissetmek yaşamınızın önemli bir parçası hâline geldiyse, yaşam kalitenizi düşürüyor ve sizi sürekli tetikte hissettiriyorsa bunun altında yatan nedenleri anlamak önemlidir.
Her düşünce bir gerçek değildir. Zihniniz sizi korumaya çalışıyor olabilir; ancak bazen sürekli tehlike aramak, gerçekten güvende olduğunuz anları fark etmenizi ve yaşamın keyfini çıkarabilmenizi zorlaştırabilir.
Eğer uzun zamandır açıklayamadığınız bu huzursuzluk hissi yaşamınızı, ilişkilerinizi veya günlük işlevselliğinizi etkiliyorsa, terapi süreci bu kaygıyı besleyen döngüyü anlamanıza, belirsizlikle daha sağlıklı bir ilişki kurmanıza ve yaşamınızı yeniden daha fazla güven duygusuyla sürdürebilmenize yardımcı olabilir.
Bu yazı Klinik Psikolog Özge Yeşilova tarafından hazırlanmıştır. Kaygı bozuklukları, ilişki sorunları, travma ve duygusal zorluklar alanında bireysel psikoterapi ve online terapi hizmeti sunmaktadır.



Yorumlar